Şu an kimsenin uğrak noktası olmayan, ziyaretçisiz kalmış derinlerdeki o ıssız mağaralarda soluklanıyorum. Diğerlerinin aksine burada hiçbir yerde olmadığım kadar da huzurluyum. Derinliklerde bir yerlerde, karanlıkta bulduğum sonsuz bir aydınlığın, her geçen gün daha da değerini anlıyorum. Ben Kale… Bizler, bir süre önce hangi durumda olursak olalım,, aramızdaki bağların koparılmasına cesaret dahi edilemeyen bir topluluktuk.Şanımız yerküredeki tüm sularda yayılmıştı. En karşı koyulması zor akıntılara, tüm tehlikelere, birlik beraberlik nidalarıyla karşı koyan; hedeflerimiz uğrunda herkesin canı pahasına yeşil kanatlarını gerdiği Mercan Kaya Balıkları… Hatalarımız da olmadı değil tabii. Tehdit olarak gördüğümüz şeyleri hep sert dalgalarda veya suyun dışında aradık. Bazen etrafımıza da bakmak gerektiğini, birer birer eksilmeye başladığımızda anladık.
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Küçük dostum, bu kitapta belki kendinden bir parça bulacaksın belki yepyeni bir dünyanın kapılarını aralayacaksın. Ama en önemlisi; senin de bir hikâyen olduğunu fark edeceksin.
Hazırsan, gel birlikte sayfaları çevirelim…
Çünkü en güzel yolculuklar, bir “ilk cümleyle” başlar!
Milletimiz kitap ve sünnetin feyziyle güzel söz söylemeye itina etmiştir. Manzum kelâm için, “darası alınmış söz” denilir.
Derviş Yunus’dan, Mevlânâ’dan bu yana daha çok yazılı kaynak olduğundan Türkçe yazılmış, söylenmiş pek çok nutk-u şerif,
mesnevi, gazel, kaside olduğunu görüyoruz.
Bunların toplandığı eserlere Divan, hacmi daha küçük olanlara Divançe denilmektedir. Güzel ahlak kazanma meşrebi (ekolü) olan tasavvufi eğitim mekanlarında bunlar okutularak meraklıların ilmü irfanı ve idraki zenginleştirilmektedir. Hz. Fuzuli “Aşk imiş her ne var âlemde”, Yunus “Gel gör beni aşk neyledi” diyor. Bu mefhumlar divanı ilahiyat ve menakıp kitaplarında âşıkâne sadıkâne anlatılageliyor.
Günümüzde gençlerin lisan fakirliği, dijital meşguliyet galebesi gibi sebeplerle kalın kitaplara meyli az oluyor. Onun için biz de bir seçme yapalım. Şiir altlarına lügat de koyalım. Belki bir talep uyandırırız, insanlar anlayıp zevk aldığı kelâmları takip edebilir diye düşündük.
Talep uyandırması ve insanların anlayıp zevk aldığı kelâmları takip etmesi temennisiyle...
Mahallenin en haylaz çocuğuna ne olmuştu böyle? Okuldan gelir gelmez sokağa çıkan, oyunlar kuran, sonra bozan ne zaman ne icat edeceği belli olmayan Vasfi nereye gitmişti? Bu soruların cevabını sadece mahallenin çocukları merak etmiyordu. Büyükler de Vasfi’ye ne olduğunu sorup duruyor, cevap arıyorlardı. Üstelik hemen alamayacakları bir cevaptı bu. Herkes farklı bir şey söylüyordu. Bir süre bu konu hakkında aralarında fısıldaşıp durdular. Ağacın altındaki kahvehanenin sahibi Mükerrem Amca’ya göre Vasfi uzun uzun düşünmeye dalmıştı. Ne düşündüğünü bilmeseler de bunu yaparken mavi kapaklı defterine notlar alması ve gökyüzüne bakması onların gözünde olayın gizemini arttıran başka ayrıntılardı.