İstisnai Renklerle Bezeli Miras…
Yaşam öyküleri yazmaya kalkıştığımızda zihnimizdekilerden önce elimizin altındaki fotoğrafları yardıma çağırırız. “Foto Şehir” gibi bir fotoğrafhaneniz de varsa bu gayet doğal karşılanır… Elinizdeki bu kitap Şavşat’tan Hendek’e zorunlu göç ettirilen Ahıska Türkü Âl-i Cengiz’in, acı ve hüzünlü zamanlarının çileli ve eğlenceli 120 yıllık gerçek yaşam hikâyesinin önemli anılarını barındırıyor. Kahramanlarının yaşam öykülerinin anlatıldığı biyografik bir eser... İlk iki bölümde ailenin ata-babası Ali Cengiz ve onun oğlu Fevzi ile ilgili anlatımlara doğal sepya tonu biyografik fotoğraflar da eşlik etmektedir. “İstisnai Mavi” isimli bölümde ise kitabın yazarı Güvenç Cengiz’in otobiyografik anlatımına Foto Şehir hazinesinin yüzlerce fotoğrafları arasından bir yönetmenin sahne seçmesi gibi özenle seçtiği portre fotoğrafları dâhil olur ve metni sarmasına, ona dokunmasına izin verir… "Kahverengi" ve “Mavi" bu kitap için istisnai renklerdir... Bu renklerin, kahramanları Fevzi ve Güvenç için nasıl bir yaşam biçimine büründüğünü, geçmişten geleceğe nasıl renkli bir mirasa dönüştüğünü büyük bir merakla okuyacaksınız... Güvenç Cengiz, kaleme aldığı bu ilk eseriyle âdeta “Adalı Yazarlar” arasında ben de varım diyor. Keyifli okumalar…
Uzun yıllar; okumuyoruz, Japonlar şöyle okurlar, Almanlar böyle okurlar derken -çevremden gördüğüm- artık Türkler de daha çok okumaya başladılar. Okuma ile yazmada birbirlerini destekleyen süreçler. Okuyucularım da ister ilkokulda ister üniversitede olsun, lütfen hatıra/günlük yazarak bile olsa yazsınlar. Nice yetenekler, çok küçük mazeretler ve ihmaller ile yitip gidiyorlar. Ben, başarının yalnızca miras ile olmadığına, en büyük ihtiyacın verimli çalışkanlık olduğuna hem kendi hayatımda hem de şahit olduğum başarılı insanların hayatlarında tanık oldum.
Şu gök kubbede bir hoş seda bırakmak niyetiyle yazdığım bu kitabı; elinizde, evinizde, kütüphanenizde görmek beni çok sevindireceği gibi okumanız ve geri dönüş yapmanız da bahtiyar edecektir. Sizin için yazdım efendim, buyurunuz afiyetle okuyunuz...
İğneyle ilk elbise diken olduğu gibi kalemle ilk yazı yazan da İdris Peygamberdir.
Bu husus bizlere “terzilik ile yazarlık”, “metinler ile kumaşlar” arasında
kutsal bir ilişki, işlek bir tesbih köprüsü olduğunu da anlatır bir bakıma...
Dikiş, düğüm, sökmek, biçmek, makara, makas, iplik, iğne gibi terziliğe ait
imgelerle metafizik, aşk, yalnızlık ve ölüm kavramlarına işaret edip yer veren
bir çok şiir ve edebi yazı bu ilişkinin güzel örneklerini sunar.
Şeref Terzihanesi; doğu-batı dediğimiz birbirinden farklı iki uzak dünyayı,
medeniyeti, iki ayrı kumaşı birbirine diken bir terzihanedir… Uzun bir hayat
için kısa sayılabilecek bir anlatımla hayata karşı onurlu bir duruşu temsil
eder. Teğelleri hazır, provası yapılmıs, halk içine çıkmak için bayramertesini
bekleyen “ısmarlama bir takım hatıra” okumanız için Şeref Terzihanesinde
boylu boyunca yatıyor. Sözün düğmesini yerli yerine ilikleme vaktidir. "Eğer
gerçeği açıklamak istiyorsan, zerafeti terziye bırak" derler ya işte biz de Şeref
Terzihanesi’nde öyle yaptık…
Başlamak zordu, doğru başlamak daha zor; yeni bir devletin temellerini atmak çok daha zor. Yanlış atılan ilk adımlar, zamansız yapılan ilk işlemler telafisi mümkün olmayan sorunlara neden olur. O hâlde doğru zamanda, doğru adımlarla başlanmalıdır her işe. Başlamadan önce hayaller kurulmalı, iyi düşünülmeli, planlar yapılmalıdır. Dört yüz çadırlık Kayı aşireti Söğüt bozkırlarına geldiğinde üç kıtaya hâkim olacak bir devleti hayal etmemişlerdi belki fakat onların bir hayali vardı. Kuracakları devletin sağlam temelleri olmalıydı. Temeli ne kadar sağlam olursa üzerine insa edecekleri devletleri o kadar kudretli olacaktı. Her adımda hep geleceği düşündüler. Günün şartlarından arınmış bir zihinle geleceğe baktılar. Kolay olmayacaktı bu kudretli devleti kurmak. Önce hayalini kurdular sonra devletlerini… Önce planladılar sonra eyleme dönüştürdüler. Hayallerini kurdukları koca çınarın ilk tohumunu Söğüt’te toprakla buluşturdular. Toprağa düşen çınar tohumu, zamanla büyüdü ve Cihan Devletine dönüştü.
Osmanlı İmparatorluğu’na istisnaî bir özel statüyle bağlı olan Dubrovnik Cumhuriyeti bağımsızlığa oldukça yakın siyasî bir nitelik taşımaktaydı. İç ve dış siyasete dair kurumlarıyla müesseseleşmiş yapısı, senatolarının üstlendiği yasama ve yürütme erkleriyle birlikte mevcut hukukî yönetmelikleri şehir devletinin küçük de olsa müstakil bir siyasî yapı arz etmesini sağlamaktaydı. Osmanlı merkez siyasetinin karşılıklı hukukî sorumluluklara riayet edilmesi konusundaki hassasiyeti ve cumhuriyetin egemenlik haklarına saygı göstermesi sayesinde Dubrovnik’in idareci elitleri otonom yönetimlerini oldukça hür bir şekilde icra edebilme imkânı bulmuşlardı. Kendi yasalarını üretebilmişler, bunları senatolarında ve mahkemelerinde serbestçe uygulamaya geçirebilmişlerdi.
Osmanlı resmî görevlileri, Balkanlardaki reaya, ülkenin muhtelif bölgelerinden tüccarlar çeşitli sebeplerle Dubrovnik’i ziyaret etmekteydiler. İki devletin tebaasının temasları ve irtibatları sosyal ilişkilerde bazı problemleri de beraberinde getirmişti. Bu da her iki taraf arasındaki münasebetleri düzene koyacak birtakım kuralların oluşmasına yol açmıştı. Osmanlı ile Dubrovnik arasındaki ilişkilerin sosyal ve hukukî yönünü konu alan bu çalışmada ikili ilişkilerin mikro ölçeğine inilmiş ve iki ayrı siyasî yapının insan unsurunun karşılaşmasında meydana gelen meseleler ele alınmıştır. Böylece Osmanlı tebaasından ve resmî makamlardan Dubrovnik’e gelen kimseler konunun merkezine konulmuştur. Osmanlı ve Dubrovnik arşivlerinden belgelere dayanılarak Dubrovnik’teki Osmanlıların cumhuriyet hukuku karşısındaki konumunu belirlemek ve bir kurallar manzumesi oluşturmak da yine bu akademik çalışmanın başlıca hedefleri arasında yer almıştır.
Tavşanlar kaybolur mu, hiç? Sormayın. Bizim Beyaz Tavşan kaybolmuş işte. Düşünsenize; harika bir yaz mevsimi, etrafınızda kelebekler, çiçekler, ağaçlar ve kuşlar. Bizim tavşan, böyle güzel bir günde çıkmış gezintiye. Hoplaya zıplaya ilerlerken bir de ne görsün? Kaybolmuş. Ne yapacağını bilemez haldeyken, Zeynep Gül çıkmış karşısına. Yeni arkadaşının yardımıyla, Beyaz Tavşan ailesine kavuşmuş fakat yaşadıkları da ona ders olmuş…
Bu hikayeyi okurken, yardımlaşma ve iyiliğin, aile bağlarının ne kadar önemli olduğunu görecek ve İngilizcenizi de geliştirme fırsatı bulacaksınız.
Bir ülke düşünün. Sokakları gül kokan, herkesin mutlu ve yeterince zengin olduğu bir ülke. Bu hikayedeki Kral ve Kraliçeyi diğerleriyle karıştırmayın sakın. Özellikle Kraliçemizi. Hem çok güzel hem de iyi kalpli kraliçemiz, oldukça ilginç bir yarışma düzenlemiş ve ne olduysa ondan sonra olmuş. Hem saraydaki hem de halkın gönlündeki tahtı kazanan Gül Kraliçe’nin yaptıklarını okurken siz de çok mutlu olacaksınız.
Hem İngilizce hem Gül Kraliçe.
Bu arada, hikâye sonundaki soruları çözmeyi unutmayın.
Hepimiz merak etmişizdir, Güneş’i, Ay’ı, gökyüzündeki yıldızları. Geceyi aydınlatan Ay, gündüzleri gözlerimizi kamaştıran Güneş, irili ufaklı, parlak ve kayan yıldızlar, hep merak ettiğim şeylerdi. Aylar, mevsimler, günler ve geceler. Tüm bunlar nasıl oluyor? Neyse ki, bir gece gördüğüm rüya, kafamdaki tüm soruları cevaplandırdı. Bu hikâyede hem soruları hem de cevapları bulacaksınız. Hem de İngilizcenizi geliştireceksiniz. Ha, bu arada, soruları çözmeyi unutmayın.
Adalı yazar Necati Mert der ki; Yazmak lazım. Edebiyatçı edebiyatı gözeterek yazsın. Ama edebiyatçı olmayan da yazsın. Cümleniz yetersiz, imlâ ve noktalamanız hatalı olabilir. Olsun. Mektup yazar gibi, hâtıra defterine içinizi döker gibi yazın. Sizin hayatınız şehrinizin hayatıdır.
Sevinçleriniz, endişe, merak ve içlenmeleriniz, düşünce ve tasarılarınız şehrinizindir de. Tarihe düşülen notlar olacaktır her biri. Bunların geleceğe, şehrinizin geleceğine kalması için yazın. Yazın ki ardımızdan gelenlerin bilmedikleri bizimki kadar olmasın…
Elinizde tuttuğunuz bu eser; Şeker Mahalle’de yaşamış sıradan bir gencin mutlu olma, eğlenme, bu dünyayı içtenlikle anlama iştahıyla yaşadığı mahallesindeki geçmişini, ellili yaşların ortasında bir yazar edasıyla; özlemler, acılar, yaşam dediği zevkler ve deneyimler arasında yeniden keşfini konu alır…
Dosyanın PDF ve E- Kitap formuna sayfanın altında yer alan dosyalar kısmından erişilebilir.
Adım adım yürüdüğün hayat yolculuğunda, gerçekleştirilmesi mümkün olan hayallerinin peşine koş. Umut ışıklarını birer birer yak hiç söndürme. Bir çınar gibi köksal, hedefine coşkuyla ilerle. Geçmişin yükünü sırtından at; geleceğe azimle, gayretle odaklan, zorlukların üstesinden gelerek unutulmaz hayat hikâyeni güzel ve iyi yaz. Böylece destansı hatıralarını hem oku hem de okut.
Gönlündeki sevgi, saygı çiçeklerini kurutmadan, merhamet günlerini yalnız bırakmadan bir gün öten bülbüllerin yuvasına dağıtmadan şefkat bağının bahçıvanı olmaya devam et.
İşletme, günümüzde dört duvar arasına sıkışmış bir kavramın çok daha ötesine geçmiştir. Kimi zaman bir web sayfasında kimi zaman da bir tablet ya da telefon uygulamasında
karşılaştığımız işletmede değişmeyen tek şey işletmenin etkin bir şekilde sürdürülmesi gerekliliğidir. Ayrıca, bu sürdürülebilirlik tepeden tırnaga işletmenin tümünde iş ahlâkı temelinde gerçekleştirilmelidir. Bu minvalde, girişimciler, yöneticiler ve çalışanların “işini en iyi ve en doğru bir biçimde yapma”sı oldukça önemlidir.
İşini en iyi ve en doğru yapabilmenin yolu ise “işini en iyi bilmek”ten geçmektedir. İşini en iyi bilmek için de İşletme Bilimi’ne dair kavramlara teorik bilgilerin ötesinde, gündelik hayat ve iş dünyasındaki karşılıkları ile haiz olmak gereklidir. Bunun için de “en doğru kaynak
eser”den yararlanmak gereklidir. En doğru kaynak eser paralosıyla çıktığımız bu yolda
Genel İşletme - Kavramlar ve Örnek Olaylar kitabımızı iş ve eğitim dünyasından siz değerli okuyucularımızın beğenisine sunuyoruz.
Bu kitapta Osmanlı’dan günümüze havacılık alanında yapılan çalışmalara ilişkin genel bir araştırma ve bu araştırmanın sonucunda ortaya çıkan tablo okuyucuların ilgisine sunulmuştur. Türkiye’de özellikle son yirmi yılda savunma sanayi alanında çok önemli gelişmeler yaşandı. Bu gelişmelere bağlı olarak dünyanın birçok farklı noktasında bu gelişmeler konuşulmaya başlandı. Özellikle İHA ve SİHA’lar Türkiye’ye dönük ilginin merkezinde yer aldı. Elbette Türkiye’deki gelişmeler sadece bunlarla sınırlı değil. Şu anda Türkiye kendi imkânlarıyla savunma sanayi alanındaki ihtiyaçlarını kendisi üretmeye başlamış durumda. Bu gelişmeler ülkemiz adına umut verici. Ancak kimilerine göre bu alanda kendi ayaklarımızın üzerinde durabilmek için geç kalmış gibi görünüyorken kimilerine göre yaşanan tüm aksaklıklara rağmen bugün gelinen nokta çok önemli...
Hazırlanan bu kitap ile tartışmalara mercek tutmaya ve Türkiye’nin son yirmi yılda yakalamış olduğu ivmenin neden geçmişte yakalanamadığını anlamaya çalıştık. Bu çerçevede özellikle havacılık alanında Osmanlı’dan itibaren yapılan çalışmaları, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte neler yapıldığını ve bu alanda yürütülen çalışmaları inceledik.
Eski halklar arasında atlı arabaların kullanımının ortaya çıkışı, bilim insanları tarafından uzun yıllardır üzerinde tartışılan bir konudur. Atların ve savaş arabalarının yalnızca savaş sanatına katkıda bulunmadığı, aynı zamanda eski toplumların sosyal yapısında da önemli, değişimlere yol açtığı bilinmektedir.
Konunun genişliği itibarıyla bazı sınırlandırmalar getirerek oluşturulan bu kitabın ilk bölümünde atların evcilleştirilme süreci ve bunların insan hayatındaki rolü üzerine durulmaktadır. Ancak buradaki amaç ilk evcilleştirilen at türünü ve onun ilk evcilleştirildiği yeri, toplumu bulmak zor değildir.
İkinci bölümde tekerleğin gelişimi ve tekerlekli araçların ilk kez ortaya çıktığı kültürler ve bu kültürde araçların hangi amaçlarla kullanıldığına vurgu yapılmıştır.
Üçüncü bölümde ise savaş arabalarının ortaya çıktığı kültürler ve yine bu kültürlerin bu araçları hangi koşullar altında ve hangi amaçlarla kullanılıdığı değerlendirilmiştir
Bu kitapta, dünya standardı olmuş PTC Creo programını kullanarak makine tasarımı doğrulama ve optimizasyon uygulamalarına yer vermeye çalıştım. Temel tasarım prosedürünün öğrenilip alt yapı kazanılmasına yönelik olarak videolarla destekleme yaptım. Okurlar öncelikle bu videoları iyice izleyip örnek uygulamaları yaptıktan sonra bu kitapta anlatılan uygulamalara hâkimiyet kazanabilecektir. Konular, makine mühendisliği Ar&Ge projelerinde takip edilen süreçlere uygun şekilde sıralanmıştır. Günümüzde Ar&Ge prosesi ile ilgili kendi deneyimlerime dayanan görüşlerimi ilk bölümde sundum. Kitapta, bir mühendislik Ar&Ge projesinin baştan sona -tek firma bünyesinde- hangi hesaplama adımlarının geçilerek yürütülmesi gerektiği, uygulamalı örneklerle anlatılmaya çalışılmaktadır.
Elinizdeki Eser, genel olarak dünya ülkeleri ve özelde Türkiye açısından önemli görülen bir konuya odaklanmıştır. Bu konu, “siyasetin finansmanıdır”. Yeni Sağ Anlayış (New Right) perspektifinden ele alınan konu, ABD ve Türkiye bağlamlarında analiz edilmektedir. Bu Eserde ayrıca konuyla ilgili Türkiye çapında bir saha araştırmasının sonuçları incelenmekte ve
sentez edilmektedir. Bu bilimsel araştırmadan elde edilen bulgular ko nuyla bağlantılı olarak Türkiye açısından önemli sonuçlara ulaşılmasına olanak sağlamıştır. Kitabın başlığı, kapsamı, içeriği, ampirik araştırması ve sonuçları itibariyle, özgün bir değer taşıdığı söylenebilir. Bu itibarla ilgili alana katkı sağlaması beklenmektedir. Eser dört bölümden oluşmaktadır.
Birinci Bölümde “Yeni Sağ Siyasal Anlayış. Siyasette Yeni Bakış ve Devleti Yeniden Konumlandırmak” başlığı altında konu işlenmektedir. İkinci Bölümde “Siyaseti Finansmanı Olgusunun Kavramsal Çerçevesi: Ekonominin Demokrasi Üzerinde Hegemonya Kurması” ele alınmakta dır. Üçüncü Bölüm, “Siyasetin Finansmanına İlişkin Karşılaştırmalı Ülke İncelemelerine” Ayrılmaktadır. Dördüncü Bölüm ise ampirik araştırmaya ayrışmıştır. Bölümün başlığı; “Seçmenin Siyasetin Finansmanına İlişkin Algısını Ölçmek: Alan Araştırmasının Metodolojisi ve Verilerin Analizidir”.
Kimlik, modern dönemlerde üzerinde en çok tartışılan kavramlardan biridir. Modern toplumlarda kendini gittikçe daha fazla göstermeye başlayan kimlik bağlamındaki sorun ve bunalımlar, konu üzerinde çalışmaların yoğunlaşmasına neden olmuştur.
Türkiye’de de kimlik çerçevesinde tartışmalar devam etmektedir. Bugün ortaya çıkan kimlik sorunlarını doğru anlayıp, çözüm önerileri üretebilmek için, konuya tarihsel bir perspektifte bakmak gerekmektedir.
Bu kitapta, Tanzimat döneminden başlanarak çok partili hayata geçene kadar ki dönemde Türk milli kimliğinin inşası irdelenmiştir. Osmanlı Devleti’nde uygulanan kimlik inşa stratejileri ile Tek Parti Dönemi Türkiye’sinde hayata geçirilen uygulamalar arasındaki devamlılık ve kopuş noktaları ele alınmıştır.
seni sevmekten vazgeçtim ben,
usul usul
sağanak gibi geçtim içinden
sen bilmedin
Prekaz Balkanlardan Göç Hikâyesi, altmış yıl boyunca kayıp olan teyzemin bulunmasının gerçek hikâyesidir. 1957 (Kosova / Priştine) babamın ve 1959 ( Kosova / Prekaz ) annemin göç hikâyelerinin birleşmesinden oluşan kitapta Balkan göçleri ve göçmenlerin duyguları anlatılmaya çalışılmıştır.
Arnavut kültürü tanıtılırken ırkçılık reddedilmektedir. Göç sonrasında ailemin yerleştiği Adapazarı’nda yaşadığımız mahalle ve konak hayatımızın yanında Tozlu Cami ve Uzunçarşı civarında geçen çocukluk hatıralarına yer verilmiştir. Kitapta tasavvuf geleneğimize ait değerlere işaret edilmiştir. Her ne kadar Kosova özelinde yazılsa bile, Bosna’dan Bulgaristan’a kadar olan coğrafyamızın genel kaderi anlatılmıştır. Sırpların Müslüman ve Türk düşmanlığına ait örnekler verilmiştir.
Yaşam tarzımı kökten değiştren fikirsel yolculuğuma örnekler verilmiştir. Kitabın sonuna ek olarak 1957 yılına ait göç vesikalarımız eklenmiştir.
Dert devaya davettir, der Mevlana. İnsan kendisine acı veren şeylerin bir sınav olduğu fark ettiğinde, bunu görebildiğinde, hayatta duyulan en büyük kaygı ve korkunun özgürlüğüne ve gücüne dönüştüğünü hissediyor. Aslında her dert içinde dermanını gizliyor.
Hepimiz türlü sıkıntılardan, gönlümüze yük olan nice acılardan geçeriz. Yaşadığımız duygular kimi zaman bizi dipsiz bir kuyuya atarken kimi zaman çaresizlik kapısında nöbetçi kılar. Bu hikâyenin kahramanı adı gibi nice derin sulardan geçmiş, nice karanlıklar görmüş, gördüğü karanlıkların sonunda bir ferahlığa ermiş, suyu kendine şifa eylemiş bir Deniz.
Değişim, dönüşüm hep içeriden başlar. Bu yolculuğa eşlik ederken siz de kendinizden bir şeyler bulacaksınız. Yaşadıklarınızla yüzleşmeye, kozanızdan çıkmaya, kendinize hoş geldin demeye hazır mısınız?
350 adet ürün bulunmuştur.